All posts tagged: #travel

Fırında Beyaz Peynirli Lavaş

Kalymnos ve Leros’dan ilham aldım, Fırında Beyaz Peynirli Lavaş yaptım. Geçtiğimiz hafta Tadım Atölyesi ve Kalymna Yachting Club işbirliği ile düzenlenen Gastronomi Rotası’na davet edildim. Gastronomi Rotasi ile ilgili kapsamlı yazımı bir birinden renkli ada fotoğrafları ile birlikte, yarın Keşifler Bölümünde okuyabileceksiniz. Bir sonraki tur ne zaman, nasıl gidilir, tura katılanları neler bekliyor hepsini bir bir anlatacağım. Ama önce uygulaması çok kolay ve nefis bir tarifim var. Oralara gidip de, ilham almadan dönmek mümkün değildi. Üstelik bu daha başlangıç, malum eve yorgun argın gelince en basit olanı ile başladım. Yanlış anlaşılmasın bu Kalymnos veya Leros’ta bulabileceğiniz bir yemek değil, bana oraları anımsatan, her zamanki gibi kendi tarifim olan bir şipşak… Ayağımın tozu ile geçtiğimiz cumartesi gecesi eve geldiğim için, bu tarifi oralardan aldığım malzemeler ile yaptım. Ama malzemelerin tümünü (kapari yaprağı hariç) burada rahatlıkla bulabilirsiniz. Gelelim tarife; öncelikle koyun ve keçi sütü karışık beyaz peyniri zeytinyağı ile birlikte ufaladım. Üzerine bolca Kalymnos kekiği koydum. Domatesleri kabukları ile birlikte önce halka kestim, sonra da kestiğim halkaları yarıya böldüm. Hazır aldığım lavaşların üzerine ufaladığım kekikli beyaz peynirden …

San Sebastian’da Bir Aah La Viña

  Yemeğe içmeye meraklı olan herkesin, ömrü hayatında bir kere de olsa muhakkak gidip, tatması gereken bir yer San Sebastian. Bir defa ayak basmaya gör, bin defa gitmek istiyor insanın canı. İster istemez kafana da bir takım sorular takılıyor; acaba o tıka basa dolu olduğum için (yanlış yazmadım zira tıka basa olan restoran değil, midem) gidemediğim, hani kırmızı masa örtüleri olan, köşedeki pintxos (pinços) barda da, diğerlerinde olduğu gibi eşi benzeri olmayan nefis lezzetler var mı? (tabii ki vardı!) Al notunu; o pintxos bar bir sonraki gidişte mutlaka denenecek! Peki nedir San Sebastian’ı gastronomi açısından bu kadar zengin yapan? Sahip olduğu bol Michelin Yıldızlı restoranlar mı? Hayır, değil. Yaratıcı Şefler mi? Hayır, bu da tek başına yeterli değil. Kanımca en önemli sebep içinde yaşadıkları çoğrafyanın nimetlerinden sonuna kadar yararlanıyor ve malzemelerini çok iyi tanıyor olmaları. Bilen bilir, Son Mastori’yi açtığım günden beri hemen hemen her yazımda malzemenin önemini vurgular dururum. Kullanılan malzeme ne kadar iyi ise, ortaya çıkan lezzet de o kadar iyi olur. Ve yine her zaman söylediğim gibi, en iyi malzeme en yakınındaki, …

Sen Çok Yaşa Bacchus!

Dünyada şarabın ve şarapçılığın kalbi olan şehirlerden biri Bordeaux’ya (Bordo) gitmek için bin bir neden sayabilirim. Ve bu nedenlerin başında elbette ki; şarap, üzüm, asma, doğa, şarap, şatolar, şarap, yemek, peynir ve şarap şarap şarap geliyor. Güneydoğu Fransa’nın Aquitaine-Limousin-Pouitou-Charantes bölgesinde yer alan Bordeaux, ’’Aquitaine’ın İncisi’’ ve ‘’Uyuyan Güzel’’ olarak adlandırılıyor. Bakmayın siz birilerinin ‘’Uyuyan Güzel’’ değine, zira burası gayet yaşayan bir şehir. Bordeaux ve çevresi hakkında yazacağım çok konu olmakla birlikte önceliği bayıldığım Bar a Vin’a vermek istiyorum. Bordo’da az zamanım var, şehir merkezinde tek bir yere gidebiliyorum nereye gideyim diye soran olursa, bir an bile düşünmeden Bar a Vin’a git derim. Ya da Bordo’ya geldim, çok heyecanlıyım nereden başlayayım diye düşünene cevabım yine aynı; Bar a Vin! Burası şehrin merkezinde, Bordo’yu anlamak ve tatmak için mükemmel bir yer. Uzun tavanlı, aydınlık, yerleri bastıkça gıcırdayan, modern dokunuşlarla klasik döşenmiş bir şarap barı. Tamamı Bordo şaraplarından oluşan geniş bir şarap seçkisine sahip. Bordo’da yer alan hemen hemen tüm apelasyonların şaraplarını, şişe ya da kadeh olarak tatmak mümkün. Yiyecek menüsünde şarküteri çeşitleri, Fransız peynir çeşitleri, kaz ciğeri …

Fırında Kuşkonmazlı Lavaş

Geçtiğimiz tüm hafta Bordeaux (Bordo) ve San Sebastian seyahatindeydim. İstanbul’dan direkt uçuşla Bordo’ya gidip iki akşam orada kalıp daha sonra araba ile San Sebastian’a gittim. Bordo, Fransa’nın (ve dünyanın) şarapçılık açısından en önemli bölgelerinden biri. Burada gittiğim köyleri ve bağları Keşifler kısmında tek tek anlatacağım. San Sebastian ise sadece İspanya’nın değil, dünya gastronomisinin başkenti konumunda bir şehir. İnsanın San Sebastian’da gözünün döndüğü bir gerçek. Metrekareye en fazla Michelin yıldızının düştüğü bu leziz kenti de yine Keşifler bölümünde bulabileceksiniz. Ayrıca yakında bu leziz yerlere, herkese açık bir Gastronomi Turu yapacağımın da haberini şimdiden vereyim. Tur programını ve tarihleri yakında duyuracağım. Şimdi gelelim yeni tarife (tariflere). Çilek almak için gittiğim manavda baktım taptaze ve körpe kuşkonmazlar var, kaçırır mıyım hemen aldım tabi. Bir kısmını pazar kahvaltısı için tavada iki döndürdüm, tabağa alır almaz üzerine zeytinyağı, karabiber koydum. Son olarak üzerine limon kabuğu ve eski kaşar rendeleyip poşe yumurta yanında afiyetledim. Ben yemedim ama, isterseniz bu ikiliyi bir de üzerine tereyağı süreceğiniz ekşi maya bir ekmek ile taçlandırabilirsiniz. Kalan kuşkonmazları üç parçaya ayırıp, tuzlu suda 1 dakika haşladım …

Siyah Pirinçli Bahar Somonu

Canım çok balık çektiğinde, iyisini bulamadığım zamanlar somon alıyorum. Somon malum, çiftlik balığı. Vahşisini bulmak neredeyse imkansız, bu sebepten ancak iyi balık bulamadığım zamanlar alıyorum. Geçen yine baktım istediğim gibi bir balık yok, (biraz da tembel bir günümdü) aldım iki iri parça somon. Balıkçı alıştı artık, derisi kalsın mı diye sormuyor (tabi ki kalsın, derisi en güzel yeri!) Aldığım derisi kalsınlı somonları çabucak, azıcık zeytinyağında içini sulu, ortasını az pişmiş bırakacak şekilde sadece tuz ve karabiber ile döküm tavada pişirdim. Yanında bol naneli marul salatası ile yemek tamam (dedim ama tembel günümdeydim ). Parçalar iri olunca bitiremedik. Üzerini kapa, hop buzdolabına. Ertesi gün buzdolabını aç; açtım. Dün geceden artmış ızgara somon, zeytinyağlı enginar, henüz pişirmediğim iç bakla, soya filizi, zencefil. Hepsini çıkarttım, tezgaha koydum. Baktım az birşey (50 gr ) siyah pirinç kalmış, ızgara somona pek yakışır. Malzemeler tamam! Siyah pirinci sıcak tuzlu suda bir saat beklettim. Bir saatin sonunda suyunu süzüp, 150 ml suda haşladım. Öte yandan iç baklaları limonlu suda haşladım. Pişen baklaları kabuklarından ayırıp zeytinyağı, tuz ve karabiber ile harmanladım. Zeytinyağlı enginarları …

Paris’e Gidecek Bira Severlere Takdimimdir

Fabrikasyon olmayan, filtre ve pastorize edilmemiş artizanal bira üretimi gastronomi açısından son yıllarda tüm dünyada yükselişte. Başta Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa kentlerinde birbiri ardına açılan yeni nesil birahanelerde çeşit çeşit, özel formüller ile doğal olarak üretilen, hiç bir şekilde koruyucu ya da katkı maddesi, mısır ya da glikoz şurubu kullanılmayan ve lezzetine doyum olmayan biralar üretiliyor. Paris’te bulunan Paname Brewing Co tam da böyle bir yer. Geçen hafta gerçekleştirdiğim Paris seyahatinde keşfettiğim Paname Brewing Co.’ye bayıldım. Genç, taze, neşeli ve eğlenceli bir mekan burası. Tıklım tıklım dolu olmasına rağmen, içeride rahatsız edici bir gürültü olmaması ayrıca çok hoşuma gitti. Bassin de la Villette kanalına karşı, eski bir tahıl ambarı binasında yer alan mekanın geniş terası kanalın tam üzerinde yer alıyor. Ben gittiğimde hava oldukça soğuk olduğu için içerde oturmuş olsam da, doğrusu aklım o 150 yıllık kiraz ağacının altındaki masada kaldı. (belki ılık bir Eylül akşamüzerinde gölgesine yerleşirim) Paname Brewing Co.’de kendi ürettikleri 8 çeşit bira var. Her birayı 25 cl ya da 50 cl olarak ısmarlamak mümkün. Tüm çeşitlerin tadına baktıktan sonra ben …

Chez Paul

Dört günlüğüne gittiğim Paris seyahatimden dün gece İstanbul’a döndüm. İnsan Paris’e doyamıyor. Ne sokaklarında pabuç eskitmeye, ne kafelerinde oturup Parizyenlik yapmaya, ne parklarında çimlere yayılıp bir şişe şarap açmaya, ne kıtır bagetlerine, ne peynir dükkanlarını bir bir gezmeye, ne de müzelerinde muazzam sanat eserlerini incelemeye, insan doyamıyor… Bu seferki seyahatim iş için olmadığından, baharda dal budak çiçeklenmiş Paris’in tadını çıkarabildim. (hava sabah ve akşam saatleri kış, öğlen saatleri bahardı ama olsun) Anlatıcak, yazıcak çok yer var ama bu sefer iki yerden bahsetmek istiyorum. Birincisi (aslında ikincisi) Paname Brewing Company, ki kendisi bir sonraki Keşifler bölümünün yazısı, bir diğeri ise tam da az sonra detaylarını vereceğim ve burada fotoğraflarını paylaştığım klasik bir Fransız bistrosu olan, Chez Paul. Chez Paul’de tam anlamıyla klasik Fransız Mutfağının nefis örneklerini yemek mümkün. Ördek confit, steak tartare, soğan çorbası, Burgonya usulü salyangoz, kaz ciğeri, tavuk pate, nefis patatesler, deniz mahsulleri, Fransız peynir çeşitleri, tatlılar… Bolca tereyağ, geniş bir şarap listesi (özellikle Bordeaux çeşitleri ) ile son derece memnun edici bir yer burası. Ortam rahat ve samimi. Turistik değil. Lüks beklentiniz varsa …