All posts tagged: #seyahat

Paris’e Gidecek Bira Severlere Takdimimdir

Fabrikasyon olmayan, filtre ve pastorize edilmemiş artizanal bira üretimi gastronomi açısından son yıllarda tüm dünyada yükselişte. Başta Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa kentlerinde birbiri ardına açılan yeni nesil birahanelerde çeşit çeşit, özel formüller ile doğal olarak üretilen, hiç bir şekilde koruyucu ya da katkı maddesi, mısır ya da glikoz şurubu kullanılmayan ve lezzetine doyum olmayan biralar üretiliyor. Paris’te bulunan Paname Brewing Co tam da böyle bir yer. Geçen hafta gerçekleştirdiğim Paris seyahatinde keşfettiğim Paname Brewing Co.’ye bayıldım. Genç, taze, neşeli ve eğlenceli bir mekan burası. Tıklım tıklım dolu olmasına rağmen, içeride rahatsız edici bir gürültü olmaması ayrıca çok hoşuma gitti. Bassin de la Villette kanalına karşı, eski bir tahıl ambarı binasında yer alan mekanın geniş terası kanalın tam üzerinde yer alıyor. Ben gittiğimde hava oldukça soğuk olduğu için içerde oturmuş olsam da, doğrusu aklım o 150 yıllık kiraz ağacının altındaki masada kaldı. (belki ılık bir Eylül akşamüzerinde gölgesine yerleşirim) Paname Brewing Co.’de kendi ürettikleri 8 çeşit bira var. Her birayı 25 cl ya da 50 cl olarak ısmarlamak mümkün. Tüm çeşitlerin tadına baktıktan sonra ben …

Chez Paul

Dört günlüğüne gittiğim Paris seyahatimden dün gece İstanbul’a döndüm. İnsan Paris’e doyamıyor. Ne sokaklarında pabuç eskitmeye, ne kafelerinde oturup Parizyenlik yapmaya, ne parklarında çimlere yayılıp bir şişe şarap açmaya, ne kıtır bagetlerine, ne peynir dükkanlarını bir bir gezmeye, ne de müzelerinde muazzam sanat eserlerini incelemeye, insan doyamıyor… Bu seferki seyahatim iş için olmadığından, baharda dal budak çiçeklenmiş Paris’in tadını çıkarabildim. (hava sabah ve akşam saatleri kış, öğlen saatleri bahardı ama olsun) Anlatıcak, yazıcak çok yer var ama bu sefer iki yerden bahsetmek istiyorum. Birincisi (aslında ikincisi) Paname Brewing Company, ki kendisi bir sonraki Keşifler bölümünün yazısı, bir diğeri ise tam da az sonra detaylarını vereceğim ve burada fotoğraflarını paylaştığım klasik bir Fransız bistrosu olan, Chez Paul. Chez Paul’de tam anlamıyla klasik Fransız Mutfağının nefis örneklerini yemek mümkün. Ördek confit, steak tartare, soğan çorbası, Burgonya usulü salyangoz, kaz ciğeri, tavuk pate, nefis patatesler, deniz mahsulleri, Fransız peynir çeşitleri, tatlılar… Bolca tereyağ, geniş bir şarap listesi (özellikle Bordeaux çeşitleri ) ile son derece memnun edici bir yer burası. Ortam rahat ve samimi. Turistik değil. Lüks beklentiniz varsa …

Leziz mi Leziz bir Baharat; Khmeli Suneli

Öncelikle belirteyim ki esas konumuzun yukarıda görmüş olduğunuz nefis Khinkali ile bir ilgisi yok. Fakat mevzu Gürcistan’da keşif olunca, tadına doyamadığım bu khinkalileri (Gürcü Mantısı) de ortaya koymadan edemedim. Bu görmüş olduğunuz kuzu etliydi, geleneksel olarak elde açılmış ve kemik suyunda haşlanmıştı. Yakında tarihlerini açıklayacağım Tiflis Gurme turuma katılanlarla birlikte Tiflis’in en iyi Khinkali yapan yerinde bu tabağı afiyetliyor olacağız; müjde! Gel gelelim keşif konusuna. Adı tekerleme gibi olan bir baharat keşfettim; Khmeli Suneli. Bir kere cümle içinde geçirdin mi en az beş defa arka arkaya söyleme isteği yaratıyor. (en azından ben tekrar tekrar söylemek istiyorum) Kişniş, dereotu, fesleğen, defne yaprağı, mercanköşk, çemen, maydanoz, yalancı safran, karabiber, kereviz, kekik,nane, zufa otu ve kırmızı biber gibi çok çeşitli baharatlardan oluşan bu karışım Gürcü yemeklerinin vazgeçilmez çeşnilerinden biri olma özelliğinde. Oldukça yoğun ve aromatik. Köri karışımını andıran bir kokusu var. İnsan koklamaya doyamıyor. Bir de sanki hafiften iştah açıyor. Türkiye’de hiç duymadım ama belki Gürcistan’a yakın, Doğu Karadeniz taraflarında izine rastlamak mümkün olabilir. Gürcistan’da özellikle tavuk yemeklerinde çok kullanılan Khmeli Suneli bana kalırsa deniz mahsulleri ile de …

Ezo’ya Uğramadan Edemem

Her çıktığım seyahatte, orada yaşıyor olsam nerede otururdum (ya da oturmak isterdim), hangi parkın hangi ağacının altında kitabımı okurdum, balık için hangi restorana, ekmek için hangi fırına, kahve için hangi kahvehaneye giderdim, sokakta en çok hangi kediyi kayırırdım (bulabilirsem tabi) diye düşünmekten alıkoyamam kendimi. Keşifler yapmayı ne kadar çok seviyorsam, yaşadığım yerde biryerlerin müdavimi olmayı da o bir kadar severim. Sadece yaşadığım şehir için geçerli değil, bir seferden fazla gittiğim her yerde, daha önceden gelip de çok beğendiğim noktalara muhakkak tekrar tekrar giderim. İşte böylesine müdavimi olacağım bir kafeyi iki hafta evvel gittiğim Tiflis seyahatimde buldum. Kafenin ismi, Gürcüce Avlu anlamına gelen Ezo. Kocaman bir avlu içinde yer alıyor olmasından ötürü bu ismi almış. Tiflis’in eski mahallelerinden Sololaki’de yer alan Ezo’nun insanı sakinleştiren bir enerjisi var. Hani kucağında uyuyan kedi ile sen de mayışırsın ya, onun gibi. Huzur veren bu hava içeri adımımı atar atmaz sardı beni. Genç ve ilgili, birbirinden güzel ve yakışıklı personeli, çalan müzikleri, kokusu ile kara kıştan çıkıp bahara papatya açmış çayırlıklar gibi bir yer dersem kesinlikle abartmış olurum evet, ama …

İzmir Tulum Peynirli Pide

Geçtiğimiz hafta Gürcistan’ın başkenti Tiflis’teydim. En başta coğrafyası ve mimarisi ile kendine has bir şehir Tiflis. Rengarenk evlerin arasında sokaklarında gezmek, tepelerine çıkıp çam ile meşenin birbirine karıştığı kokuyu içine çekmek, adım başı karşına çıkan şarap barlarında yerel üzümlerden yapılmış şarapların tadına bakmak, üç mü beş mi khinkali yiyeceğine karar verememek… Bunların hepsini Keşifler Bölümünde bir bir anlatacağım. Ama öncesinde, ayağımın tozu ile oralardan ilham alarak yaptığım bu tarifi vermeden olmaz dedim; Tarhun otlu İzmir tulum peynirli pide yaptım. Öncelikle yaş mayayı yarım kaşık bal ile ılık suda erittim. Elekten geçirdiğim buğday unu ve mısır unu karışımına bir parça tuz koyup, mayalı suyu azar azar una yedirdim. Son olarak zeytinyağını da koyup, on dakika boyunca güzelce yoğurdum. Yoğurduğum hamurun üzerine nemli bir tülbent koyup, oda sıcaklığında bir saat beklettim. Bir saatin sonunda ikiye katlanan hamuru bilardo topu büyüklüğünde parçalara ayırdım. Tezgahı unlayıp, hamurları tek tek açtım. Açtığım hamurların ortasına rendelediğim İzmir Tulum peynirini ve bolca tarhun otu koydum. Hamuru iki tarafından tutarak ortasından katladım. Kapattığım pidelerin üzerine zeytinyağı ve yumurta sarısı sürüp, önceden ısıttığım 200 …

Çiçek Açtıran Yer

Ne zamandır gitmek istiyor, bir türlü fırsat yaratamıyordum. Sonunda hadi dedik 24 saat yeter. Biletler alındı, bir sırt çantası ile atladık uçağa doğru İzmir’e; İsa Bey Bağları ve Bağ Evine… İzmir Adnan Menderes Havaalanın’dan araba ile sadece 10 dakika süren bir yol sonrası doğa ile iç içe geçmiş, asmalar, ağaçlar ve kuş sesleri ile cıvıldayan, bahardan daha bahar, insana çiçek açtıran bir yer burası. Türkiye’nin en eski ve köklü şarap firmalarından Sevilen Şaraplarına ait İsa Bey Bağları ve Bağ Evi, adını firmanın kurucusu olan İsa Güner’den alıyor.   Bulgaristan göçmeni olan İsa Bey, Sevilen Şaraplarını 1942 yılında İzmir’de kurmuş. Günümüzde Güner Ailesi’nin üçüncü kuşak üyeleri tarafından işletilen Sevilen Şaraplarında şarap yapımı, her iyi şaraphanede olduğu gibi bağda başlıyor. İzmir’deki bağlarının dışında, üzümlerin cinsine göre yapılan toprak analizleri neticesinde, Türkiye’de şaraplık üzüm açısından en verimli topraklara sahip Denizli’nin Güney ilçesinde de bağları bulunuyor. Şaraplar bağdan başlayıp şaraphanede yapımına, meşe fıçılarda dinlendirilip şişeleneceği tarihe kadar, Bordo bölgesi kökenli Fransız şarap uzmanı Florent Dumeau danışmanlığında yapılıyor. Sevilen Şarapları, özellikle İkon Serisi şarapları ile yalnızca ülkemizde değil, dünyadaki en …