All posts tagged: #lezzet

Kış Hazırlıklarının En Tatlı Hali: Reçeller

Eskilerin tabiri ile ‘’Limonata gibi havalar’’ yaşadığımız sonbaharın bu ilk günleri, kış hazırlıklarını tamamlamak için elimizdeki son fırsat. Meyve ve sebzelerin çeşit bakımından bol ve bereketli olduğu Eylül ayı, kanımca kış hazırlıklarının en tatlı hali olan, reçel yapımı için tam bir biçilmiş kaftan. Elbette her mevsim, sezonun taze meyveleri ile reçel yapmak mümkün ama en azından yaz meyvelerini kullanabileceğimiz son zamanlar olduğunu akılda tutmakta fayda var.  Yazının devamı; http://uludagpremium.com/bloggerin-gozunden/inci-ozay-hatipoglu-tum-yazilari/kis-hazirliklarinin-en-tatli-hali-receller.aspx Reklamlar

Bir Lokmalık Lezzet: Mezeler

Misafir ağırlamayı çok seven, haliyle de geleni gideni bol olan anneannemlerin evinde, dillere destan sofralar kurulurdu. Dedem, akşam yemeklerinde sadece meze yediğinden olsa gerek, anneannemin yaptığı yemekler içinde benim için mezelerin yeri hep bir başka olmuştur. Ayrıca her ne kadar okullu bir aşçı olsam da, ilk anneannemden el aldığım doğrudur. Bolca meze yapılan bu evde, benim de hayatımda yaptığım ilk yemek bir meze olmuştu. Ne olduğunu hatırlayıp hatırlamadığımı sorduğunuzu duyar gibiyim. İnsan ilk yaptığı yemeği hiç unutur mu? Mümkün mü? Dün gibi hatırlarım. Hatırladıkça mutfağın kokusu bile burnuma gelir… 6 – 7 yaşlarındaydım. Beyaz peyniri bolca zeytinyağında ezmiş, içine yemyeşil Antep fıstığı ile kıpkırmızı Antep ipek pul biberi koymuştum, (dedemlerin ismini hatırlayamadığım Antepli ahbaplarından eve sürekli biber ve fıstık gelirdi). Ayrıca bu mezeye bir iki damla limon suyu ilave ettiğimi de hatırlıyorum. Büyük bir heyecan ile ev halkına tattırdığım bu meze, o günden sonra (muhtemelen benim tatlı hatırıma) masaların vazgeçilmezi olmuştu. Yazının devamı; http://uludag http://uludagpremium.com/bloggerin-gozunden/inci-ozay-hatipoglu-tum-yazilari/bir-lokmalik-lezzetler-mezeler.aspx

Bayram Sofrası Dediğin Böyle Olur!

Zaman göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor… Ramazan hangi gün başlıyor derken bir de baktık ki, şunun şurasında Bayrama kaç gün kaldı… Yemekler pişecek, sofralar kurulacak, çoluk çocuk, torun torba bir araya gelinip, komşular ziyaret edilecek, hamur işleri ile tatlılar belki fazla kaçırılacak ama sonra ‘’ aman canım kırk yılda bir, bugün Bayram’’ denilecek, kahveler bahane, sohbetler şahane, gönüller bir olacak… Hepsi olacak olmasına da, hazırlıklar yapılmaya başlandı mı diye sorsam? Neler pişecek, neler ikram edilecek belli oldu mu? Henüz belli değilse, biraz ilham almak için benim Bayram Sofrası menüme bakmadan geçmeyin. Üstelik bir değil, iki ayrı menü hazırladım. Zevkinize göre istediğiniz gibi karıştırıp kendi menünüzü oluşturabilirsiniz. (devamı için; http://uludagpremium.com/bloggerin-gozunden/inci-ozay-hatipoglu-tum-yazilari/bayram-sofrasi-dedigin-boyle-olur.aspx )

Bahanem Var Sayın Sevgili:Çikolata İstiyorum!

Şubat ayının en güzel bahanesi Sevgililer Günü… Bana çikolata yemeye bahane olsun, yoksa elbette Sevgililer Günü’nü tek güne sığdırma gibi bir derdim yok. Deliye her gün bayram misali, kalbi sevgi dolu olan herkese her gün sevgililer günü elbette… Peki ama içi çikolata dolu bir kutuya sevinmeyecek kaç kişi vardır aramızda? Geçtim tadını, bana kokusu bile yeter. Her ne kadar bir Sevgililer Günü’nü daha ardımızda bırakmış olsak da, bahane bu ya, gelin konumuzu çikolataya bağlayalım. Anavatanı Meksika olan Kakao ağacının meyve tohumlarından yapılan çikolata, geçmişi çok eskilere dayanan bir gıdadır… Yazının devamı ve çikolata tarifi için; http://uludagpremium.com/bloggerin-gozunden/inci-ozay-hatipoglu-tum-yazilari/bahanem-var-sayin-sevgili-cikolata-istiyorum.aspx    

Yükselen Yeme-İçme Alışkanlıkları

Döner kebap, kahve, mor sebzeler, şakşuka, şekersiz beslenme, yoğurt, fermente gıdalar, adaptojen bitkiler, Afrika yemekleri… Yan yana sıralandığında, ilk bakışta pek bir anlam ifade etmiyor gibi gelse de, esasen tüm bu saydıklarım 2017 yılının yükselen yemekleri arasında yer alıyorlar. Her sene olduğu gibi bu yıl da ardı ardına çıkan, ‘’Yükselen Gıda’’ listelerinden, ben de bir derleme yaptım. Bu listeler her ne kadar ülkeden ülkeye, hatta şehirden şehire değişiyor olsa da, dünya üzerindeki yeme-içme alışkanlıklarının nasıl şekil aldığını ve yön değiştirdiğini takip etmek adına fayda sağladığına inanıyorum. Mesela Chicago’da yaşıyor olsaydık, bu sene bol bol döner ve şakşuka yiyor olacaktık 🙂 Anlaşılan o ki, ülkemizin en sevilen yemeklerinden biri olan döner, bu sene yalnız bizi değil, Chicago’luları da mutlu edeceğe benziyor… Yazının devamı: http://uludagpremium.com/bloggerin-gozunden/inci-ozay-hatipoglu-tum-yazilari/yeme-icme-aliskanliklari.aspx

Bal Kabaklı Dana Yahni

Bal kabaklarını büyükçe, küp küp kestim. Kuru soğanı dörde böldüm. Tencereyi ocağa yerleştirip, ocağın altını yaktım. Önce zeytinyağı ve tereyağ girdi, sonra soğanlar tencereye. Güzelce karamelize ettim soğanları. Sıra geldi bal kabaklarına, hoop onlar da tencereye. İyice karıştırdım soğanlarla bal kabaklarını, verdim üzerine bir parmağı geçecek kadar sebze suyunu, tuz ve karabiberi de ilave edip tencerenin kapağını kapattım, altını kıstım. Ne zaman ki suyunu çekecek, o zaman üzerine muskat ilave edilecek. Ama bal kabaklarından önce eti yapmak gerek, o yüzden sar başa… Kuşbaşı dana etini harlı ateşte (az yağlı tavada) iki dakika pişirdim. Diş sarımsakları etlerin içine atıp bir dakika daha çevirdim. Daha sonra et suyu, espresso, soya sosu ve taze biberiye ilave edip, ocağın altını kıstım. Etler ağır ateşte, suyunu çekip lokum gibi olana kadar pişti. Kavuşma anı: Çukur tabağa önce bal kabaklarını, sonra da üzerine eti koyup, sıcakken servis ettim. Malzemeler: Et için; 1 kg. kuşbaşı dana 20 diş sarımsak 1.5 lt. et suyu 50 ml. espresso 50 ml soya sosu 2 dal biberiye Zeytinyağı Tuz & Karabiber Bal Kabağı için; 1 kg. …

Limonlu Ilık Çörek

Fırından yeni çıkmış, taze çörek ve etrafı saran o kokusu…Klasiklerden olan, tarçınlı çörek nefistir. Hele bir de hava soğuksa ve çöreğin yanında taze demlenmiş kahve varsa, kimse kimsenin keyfine değmesin… Bu sefer her zaman yaptığım tarçınlığı çöreği daha hafif ve ferah bir hale getirmeye karar verdim ve bu klasik tarifimi limonlu olarak uyarladım. Sonuç daha da güzel kokulu, daha da iştah açıcı oldu! İşe öncelikle hamuru yapmak üzere kolları sıyırarak başladım. Unu eledim, mayayı, şekeri ve tuzu ilave edip karıştırdım. Ufak bir sos tenceresinde tereyağını su ve süt ile birlikte kaynamayacak şekilde erittim. Ilınınca içine bal koyup, azar azar un karışımına ilave ettim. Bu esnada süt karışımını ılınınca ilave etmek çok önemli aksi halde, sıcak koymak mayayı öldürecektir. Soğukken koymak ise, mayanın aktif hale gelmesini engelleyecektir. Yumuşakça bir hamur elde edip yaklaşık 6 dakika elde yoğurdum. Üzerini nemli bez ile kapatıp, oda sıcaklığında mayalanması için 1.5 saat beklettim. Hamur mayalanınca, yapışmasın diye unladığım tezgah üzerinde 2cm kalınlık olacak şekilde açtım. Üzerine oda sıcaklığında krema kıvamına gelmiş tereyağını kalınca sürdüm. Limon kabuğu rendesi, tarçın ve şeker …