All posts tagged: #lezzet

Dumanı Üstünde Çorbalar İçimizi Isıtsın

Çorba tarihinin, yemek tarihi kadar eskilere dayandığını biliyoruz. Günümüz restoranlarının bile geçmişi çorba ile tanımlanır. Tarihsel olarak bakıldığında ‘’Sağlığa kavuşturmak’’ anlamına gelen restoran, günümüzde yemek yenen yer olmadan evvel, şifalı et suyu idi ve günümüz restoranları işte bu et suyundan doğdu. O tarihlerde açılan ilk restoranlarda yemek değil, et suyu anlamına gelen ‘’restoran’’ servis ediliyordu. Ezelden beridir, atalarımız yalnızca karın doyurmak ya da lezzeti için değil, şifalanmak için de çorba içerlerdi. Günümüzde de durum pek farklı değil, zira havalar biraz soğudu mu, öğünlerin olmazsa olmazı çorbalardır. Hatta bazen tam bir öğün yerine bile geçerler. Mesela Anadolu’da, güne sıcak çorba ile başlamak adettendir. İç Anadolu’da gün ağarırken içilen mis gibi mercimek ve tarhana çorbasının yerini, Gaziantep’te acısı bol Beyran alır. Tarifler ve yazının devamı için; http://uludagpremium.com/bloggerin-gozunden/inci-ozay-hatipoglu-tum-yazilari/dumani-ustunde-corbalar-icimizi-isitsin.aspx     Reklamlar

Pırasa ve Keçi Peynirli Frittata

Bildiğiniz ya da bilmediğiniz üzere, geçtiğimiz Ocak ayından beri Usla Akademi’de, Uzun Dönem Profesyonel Aşçılık öğrencilerine ”Dünya Mutfakları” dersi veriyorum. Koskoca 2 dönemi arkada bıraktık ve her dönem olduğu gibi, ilk iki hafta İtalya Mutfağını işliyoruz. Ve her ders istisnasız hem benim, hem de öğrencilerin canı fena halde anlattığım yerlere gitmek istiyoruz. Her ne kadar bu hafta Fransa’ya geçmiş olsak da (Paris, Nice, Lyon fark etmez uçak bileti almamak için kendimi zor tutuyorum), geçen iki haftanın İtalyan etkisi pırasaların körpeliği ile birleşince, pırasa ve keçi peynirli frittata yapmaya karar verdim. Frittata İtalya’nın genelinde yapılan, yapıldığı yere göre malzemelerde farklılık gösteren bir omlet çeşidi. Bütün halinde pişiriliyor ve Fransız omletleri gibi katlanmıyor. Kek gibi dilimlenerek yeniyor. Dışarıdan bakınca kuru gibi gözükse de içinin sulu ve yumuşak olması gerekiyor. Frittatayı sabah, öğlen ya da akşam her öğün yemek mümkün. Öncelikle pırasaları ince ince doğradım. Zeytinyağı ile karışık tereyağlı tavada yumuşayana kadar kavurdum. Tuz ve karabiberini koyup, üzerine çok az süt ile çırptığım yumurtaları ilave ettim. Tek tarafı pişince çevirmeden evvel üzerine parçalara ayırdığım keçi peynirlerini koydum. Sonra …

Kış Hazırlıklarının En Tatlı Hali: Reçeller

Eskilerin tabiri ile ‘’Limonata gibi havalar’’ yaşadığımız sonbaharın bu ilk günleri, kış hazırlıklarını tamamlamak için elimizdeki son fırsat. Meyve ve sebzelerin çeşit bakımından bol ve bereketli olduğu Eylül ayı, kanımca kış hazırlıklarının en tatlı hali olan, reçel yapımı için tam bir biçilmiş kaftan. Elbette her mevsim, sezonun taze meyveleri ile reçel yapmak mümkün ama en azından yaz meyvelerini kullanabileceğimiz son zamanlar olduğunu akılda tutmakta fayda var.  Yazının devamı; http://uludagpremium.com/bloggerin-gozunden/inci-ozay-hatipoglu-tum-yazilari/kis-hazirliklarinin-en-tatli-hali-receller.aspx

Bir Lokmalık Lezzet: Mezeler

Misafir ağırlamayı çok seven, haliyle de geleni gideni bol olan anneannemlerin evinde, dillere destan sofralar kurulurdu. Dedem, akşam yemeklerinde sadece meze yediğinden olsa gerek, anneannemin yaptığı yemekler içinde benim için mezelerin yeri hep bir başka olmuştur. Ayrıca her ne kadar okullu bir aşçı olsam da, ilk anneannemden el aldığım doğrudur. Bolca meze yapılan bu evde, benim de hayatımda yaptığım ilk yemek bir meze olmuştu. Ne olduğunu hatırlayıp hatırlamadığımı sorduğunuzu duyar gibiyim. İnsan ilk yaptığı yemeği hiç unutur mu? Mümkün mü? Dün gibi hatırlarım. Hatırladıkça mutfağın kokusu bile burnuma gelir… 6 – 7 yaşlarındaydım. Beyaz peyniri bolca zeytinyağında ezmiş, içine yemyeşil Antep fıstığı ile kıpkırmızı Antep ipek pul biberi koymuştum, (dedemlerin ismini hatırlayamadığım Antepli ahbaplarından eve sürekli biber ve fıstık gelirdi). Ayrıca bu mezeye bir iki damla limon suyu ilave ettiğimi de hatırlıyorum. Büyük bir heyecan ile ev halkına tattırdığım bu meze, o günden sonra (muhtemelen benim tatlı hatırıma) masaların vazgeçilmezi olmuştu. Yazının devamı; http://uludag http://uludagpremium.com/bloggerin-gozunden/inci-ozay-hatipoglu-tum-yazilari/bir-lokmalik-lezzetler-mezeler.aspx

Bayram Sofrası Dediğin Böyle Olur!

Zaman göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor… Ramazan hangi gün başlıyor derken bir de baktık ki, şunun şurasında Bayrama kaç gün kaldı… Yemekler pişecek, sofralar kurulacak, çoluk çocuk, torun torba bir araya gelinip, komşular ziyaret edilecek, hamur işleri ile tatlılar belki fazla kaçırılacak ama sonra ‘’ aman canım kırk yılda bir, bugün Bayram’’ denilecek, kahveler bahane, sohbetler şahane, gönüller bir olacak… Hepsi olacak olmasına da, hazırlıklar yapılmaya başlandı mı diye sorsam? Neler pişecek, neler ikram edilecek belli oldu mu? Henüz belli değilse, biraz ilham almak için benim Bayram Sofrası menüme bakmadan geçmeyin. Üstelik bir değil, iki ayrı menü hazırladım. Zevkinize göre istediğiniz gibi karıştırıp kendi menünüzü oluşturabilirsiniz. (devamı için; http://uludagpremium.com/bloggerin-gozunden/inci-ozay-hatipoglu-tum-yazilari/bayram-sofrasi-dedigin-boyle-olur.aspx )

Bahanem Var Sayın Sevgili:Çikolata İstiyorum!

Şubat ayının en güzel bahanesi Sevgililer Günü… Bana çikolata yemeye bahane olsun, yoksa elbette Sevgililer Günü’nü tek güne sığdırma gibi bir derdim yok. Deliye her gün bayram misali, kalbi sevgi dolu olan herkese her gün sevgililer günü elbette… Peki ama içi çikolata dolu bir kutuya sevinmeyecek kaç kişi vardır aramızda? Geçtim tadını, bana kokusu bile yeter. Her ne kadar bir Sevgililer Günü’nü daha ardımızda bırakmış olsak da, bahane bu ya, gelin konumuzu çikolataya bağlayalım. Anavatanı Meksika olan Kakao ağacının meyve tohumlarından yapılan çikolata, geçmişi çok eskilere dayanan bir gıdadır… Yazının devamı ve çikolata tarifi için; http://uludagpremium.com/bloggerin-gozunden/inci-ozay-hatipoglu-tum-yazilari/bahanem-var-sayin-sevgili-cikolata-istiyorum.aspx    

Yükselen Yeme-İçme Alışkanlıkları

Döner kebap, kahve, mor sebzeler, şakşuka, şekersiz beslenme, yoğurt, fermente gıdalar, adaptojen bitkiler, Afrika yemekleri… Yan yana sıralandığında, ilk bakışta pek bir anlam ifade etmiyor gibi gelse de, esasen tüm bu saydıklarım 2017 yılının yükselen yemekleri arasında yer alıyorlar. Her sene olduğu gibi bu yıl da ardı ardına çıkan, ‘’Yükselen Gıda’’ listelerinden, ben de bir derleme yaptım. Bu listeler her ne kadar ülkeden ülkeye, hatta şehirden şehire değişiyor olsa da, dünya üzerindeki yeme-içme alışkanlıklarının nasıl şekil aldığını ve yön değiştirdiğini takip etmek adına fayda sağladığına inanıyorum. Mesela Chicago’da yaşıyor olsaydık, bu sene bol bol döner ve şakşuka yiyor olacaktık 🙂 Anlaşılan o ki, ülkemizin en sevilen yemeklerinden biri olan döner, bu sene yalnız bizi değil, Chicago’luları da mutlu edeceğe benziyor… Yazının devamı: http://uludagpremium.com/bloggerin-gozunden/inci-ozay-hatipoglu-tum-yazilari/yeme-icme-aliskanliklari.aspx