All posts tagged: #gastronomi

‘’Memleketin Yaban Ormanlarından’’ Siyah Trüflü Poşe Yumurta

Toplanın toplanın, bugün hem harika bir keşfim hem de nefis bir tarifim var… Konumuz yabani mantar! Benim yabani mantar coşkumu artık duymayan kalmadı. Her sene yaptığım kuzugöbeği avları, beyaz trüf peşinden kilometrelerce sürüklenmem, doğada mantar izinde geçen saatler, ormanın kokusu, ağaçların sesi… Bunların hepsi birer mutluluk kaynağı, doğal terapi benim için. Malumunuz, her sene Nisan ayında gerçekleştirdiğim kuzu göbeği (morel) mantar avını ne yazık ki bu sene gerçekleştiremedim. Tam o tarihlerde, önemli bir yemek organizasyonum için, kuzu göbeği mantarı ararken, Saklı Orman ile karşılaştım. http://www.sakliorman.com ’’Memleketin Yaban Ormanlarından’’ mantar siparişi verilebilen bir web sitesi. Hemen, denemek üzere ihtiyacım olan kuzu göbeği (morel) siparişini verdim. Taze mantarların, sipariş yerine kısa zamanda ve doğru şartlarda ulaşması çok önemli. Aksi halde mantar bozulabilir, sağlık açısından tehlike yaratabilir. Oysa Saklı Orman, sipariş verdiğimin ertesi günü elime ulaştı. File içine yerleştirilmiş mantarlar, nemsiz ve kuru bir ortam yaratılmış olarak karton kutuda geldi. Hepsi az önce toplanmış gibi dip diri ve tazeydi. O esnada mantarları kenara koyup, içimden gelen dans etme isteğine karşı koyamadım… (danstan çok olduğum yerde sıçrama) O gün …

Fırında Beyaz Peynirli Lavaş

Kalymnos ve Leros’dan ilham aldım, Fırında Beyaz Peynirli Lavaş yaptım. Geçtiğimiz hafta Tadım Atölyesi ve Kalymna Yachting Club işbirliği ile düzenlenen Gastronomi Rotası’na davet edildim. Gastronomi Rotasi ile ilgili kapsamlı yazımı bir birinden renkli ada fotoğrafları ile birlikte, yarın Keşifler Bölümünde okuyabileceksiniz. Bir sonraki tur ne zaman, nasıl gidilir, tura katılanları neler bekliyor hepsini bir bir anlatacağım. Ama önce uygulaması çok kolay ve nefis bir tarifim var. Oralara gidip de, ilham almadan dönmek mümkün değildi. Üstelik bu daha başlangıç, malum eve yorgun argın gelince en basit olanı ile başladım. Yanlış anlaşılmasın bu Kalymnos veya Leros’ta bulabileceğiniz bir yemek değil, bana oraları anımsatan, her zamanki gibi kendi tarifim olan bir şipşak… Ayağımın tozu ile geçtiğimiz cumartesi gecesi eve geldiğim için, bu tarifi oralardan aldığım malzemeler ile yaptım. Ama malzemelerin tümünü (kapari yaprağı hariç) burada rahatlıkla bulabilirsiniz. Gelelim tarife; öncelikle koyun ve keçi sütü karışık beyaz peyniri zeytinyağı ile birlikte ufaladım. Üzerine bolca Kalymnos kekiği koydum. Domatesleri kabukları ile birlikte önce halka kestim, sonra da kestiğim halkaları yarıya böldüm. Hazır aldığım lavaşların üzerine ufaladığım kekikli beyaz peynirden …

Patlıcan İçi Köfte

Bir gün evvelden dört tane köfte kalmış. Baktım bir patlıcan, bir de domates var (ikisinin de tam mevsimi değil ama çok güzel bulunca almıştım). Hadi dedim kendime; köfteleri sekiz, domatesi sos, patlıcanı da yarık yap! Yaptım… Görüntüsü de lezzeti de pek güzel oldu. Patlıcanı yıkayıp, zeytinyağı sürdüğüm fırın tepsisine yerleştirdim. Üzerine bıçak yardımıyla birkaç delik açtım. Tuzlayıp, kara biberleyip önceden ısıttığım 200 derecelik fırına verdim. Domatesin kabuğunu soyup küp küp doğradım. Doğradığım domatesleri zeytinyağı, bir bütün kuru soğan, bir sap taze biberiye, elma sirkesi, tuz, karabiber ve azıcık su ile kısık ateşte ara ara karıştırarak pişmeye bıraktım. Yirmi dakikaya varmadan istediğim kıvama geldi. Öte yanda dört orta boy köfteyi, sekiz minik boy köfte yaptım. Tavada alt üst ederek, bir dakika pişirdim. Üzerine hazırladığım domates sosunu ilave edip pişirmeye devam ettim. Patlıcan iyice pişince fırından çıkarttım. Servis tabağına alıp, ortasını yardım. Yardığım patlıcanın ortasına, sosu ile birlikte köfteleri yerleştirdim. Üzerine Eski Mihaliç peyniri rendeledim. Son olarak biraz zeytinyağı ve karabiber ile, yemeğe hazır hale getirdim. Yaşasın Geri Dönüşüm Tarifler! Malzemeler 1 adet Kemer Patlıcanı 1 adet …

Mozzarella Peynirli Taze Fasulye

Çok güzel yeşil fasulye vardı, aldım. İyice yıkayıp, güzelce kılçıklarını soydum. Ortadan ikiye bölüp incelttim. Kırmızı soğanı piyazlık kestim, yeşil fasulyelerle harmanladım. Daha sonra zeytinyağı, limon, tuz ve karabiberle iyice karıştırdım. Olduğu gibi tencereye aktardım, ocağın altını yaktım. Beş dakika bu şekilde kavurdum. Kavurduğum fasulyelerin üzerini bir parmak geçicek kadar su ilave edip, ocağın altını kıstım ve tencerenin kapağını kapattım. Böyle kendi halinde, fasulyeler diri kalacak şekilde, tıngır mıngır suyunu çekene kadar pişirdim. Pişen fasulyeleri tencereden alıp, servis tabağına aktardım. Üzerini kapatıp soğuması için beklettim. Soğuyan fasulyelerin üzerine manda sütünden yapılmış taze mozzarella peynirlerini gelişi güzel parçaladım. Üzerine bolca zeytinyağı ve karabiber koyup, yemeye hazır hale getirdim. Malzemeler: 1kg. Taze Fasulye 250gr. Manda Mozzarella Peyniri 1 adet kırmızı soğan Zeytinyağı Tuz & Karabiber

Ezo’ya Uğramadan Edemem

Her çıktığım seyahatte, orada yaşıyor olsam nerede otururdum (ya da oturmak isterdim), hangi parkın hangi ağacının altında kitabımı okurdum, balık için hangi restorana, ekmek için hangi fırına, kahve için hangi kahvehaneye giderdim, sokakta en çok hangi kediyi kayırırdım (bulabilirsem tabi) diye düşünmekten alıkoyamam kendimi. Keşifler yapmayı ne kadar çok seviyorsam, yaşadığım yerde biryerlerin müdavimi olmayı da o bir kadar severim. Sadece yaşadığım şehir için geçerli değil, bir seferden fazla gittiğim her yerde, daha önceden gelip de çok beğendiğim noktalara muhakkak tekrar tekrar giderim. İşte böylesine müdavimi olacağım bir kafeyi iki hafta evvel gittiğim Tiflis seyahatimde buldum. Kafenin ismi, Gürcüce Avlu anlamına gelen Ezo. Kocaman bir avlu içinde yer alıyor olmasından ötürü bu ismi almış. Tiflis’in eski mahallelerinden Sololaki’de yer alan Ezo’nun insanı sakinleştiren bir enerjisi var. Hani kucağında uyuyan kedi ile sen de mayışırsın ya, onun gibi. Huzur veren bu hava içeri adımımı atar atmaz sardı beni. Genç ve ilgili, birbirinden güzel ve yakışıklı personeli, çalan müzikleri, kokusu ile kara kıştan çıkıp bahara papatya açmış çayırlıklar gibi bir yer dersem kesinlikle abartmış olurum evet, ama …

Çiçek Açtıran Yer

Ne zamandır gitmek istiyor, bir türlü fırsat yaratamıyordum. Sonunda hadi dedik 24 saat yeter. Biletler alındı, bir sırt çantası ile atladık uçağa doğru İzmir’e; İsa Bey Bağları ve Bağ Evine… İzmir Adnan Menderes Havaalanın’dan araba ile sadece 10 dakika süren bir yol sonrası doğa ile iç içe geçmiş, asmalar, ağaçlar ve kuş sesleri ile cıvıldayan, bahardan daha bahar, insana çiçek açtıran bir yer burası. Türkiye’nin en eski ve köklü şarap firmalarından Sevilen Şaraplarına ait İsa Bey Bağları ve Bağ Evi, adını firmanın kurucusu olan İsa Güner’den alıyor.   Bulgaristan göçmeni olan İsa Bey, Sevilen Şaraplarını 1942 yılında İzmir’de kurmuş. Günümüzde Güner Ailesi’nin üçüncü kuşak üyeleri tarafından işletilen Sevilen Şaraplarında şarap yapımı, her iyi şaraphanede olduğu gibi bağda başlıyor. İzmir’deki bağlarının dışında, üzümlerin cinsine göre yapılan toprak analizleri neticesinde, Türkiye’de şaraplık üzüm açısından en verimli topraklara sahip Denizli’nin Güney ilçesinde de bağları bulunuyor. Şaraplar bağdan başlayıp şaraphanede yapımına, meşe fıçılarda dinlendirilip şişeleneceği tarihe kadar, Bordo bölgesi kökenli Fransız şarap uzmanı Florent Dumeau danışmanlığında yapılıyor. Sevilen Şarapları, özellikle İkon Serisi şarapları ile yalnızca ülkemizde değil, dünyadaki en …

”Yeryüzünde Cennet”

Kuzey Trakya’da Lüleburgaz’a bağlı Hamitabat köyünde bulunan Arcadia Bağlarına yıllar evvel ilk gittiğimde hayran kalmıştım; bağlara, üzümlere, üretime, sahiplerine, şaraplara, doğaya, toprağa, coğrafyaya… Kısa zamanda en sevdiğim yerli şarap üreticilerinden biri oldu Arcadia. Özellikle beyazları ve zarif roze şarapları ile muhteşem yemek uyumları yaptım. Türkiye’de başka üreticede bulunmayan Sauvignon Gris üzümü tadımlarımın baş tacı oldu bir dönem. Arcadia sürdürülebilir bağcılık ve şato tarzı üretimi, manipüle edilmemiş şarapları ile kısa zamanda sadece Trakya ve Türkiye’de değil, yurtdışında şarap dünyasında tanınır hale geldi. Ta ilk zamandan belli idi; bağ arazisinin hemen yanıbaşına Gastronomi ve Bağ Oteli açma projesi. Ama öyle bir otel ki, değil doğadan kopmak, hiç bir şekilde doğanın önüne geçmesin. Mutfağında bahçenin meyveleri, bostanın sebzeleri olsun.Eti,sütü yağı mis gibi Trakya kuzusu, oğlağı olsun. Şaraplara uyumlu yemekler, menüler yapılsın. Dalından koparılmış domates beş dakika bile beklemeden sofraya gelsin. Reçeller bahçenin vişnelerinden, ahlatlarından yapılsın. Balı, yumurtası, patlıcanı, biberi her neyi varsa işte, hem lezzetli hem de binbir şifalı bahçeden olsun… İşte böyle bir yer Bakucha Vineyard Hotel & Spa. Ve evet açıldı! Hem de anlattıklarımın azı yok, …