All posts tagged: #food

Bayram Sofrası Dediğin Böyle Olur!

Zaman göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor… Ramazan hangi gün başlıyor derken bir de baktık ki, şunun şurasında Bayrama kaç gün kaldı… Yemekler pişecek, sofralar kurulacak, çoluk çocuk, torun torba bir araya gelinip, komşular ziyaret edilecek, hamur işleri ile tatlılar belki fazla kaçırılacak ama sonra ‘’ aman canım kırk yılda bir, bugün Bayram’’ denilecek, kahveler bahane, sohbetler şahane, gönüller bir olacak… Hepsi olacak olmasına da, hazırlıklar yapılmaya başlandı mı diye sorsam? Neler pişecek, neler ikram edilecek belli oldu mu? Henüz belli değilse, biraz ilham almak için benim Bayram Sofrası menüme bakmadan geçmeyin. Üstelik bir değil, iki ayrı menü hazırladım. Zevkinize göre istediğiniz gibi karıştırıp kendi menünüzü oluşturabilirsiniz. (devamı için; http://uludagpremium.com/bloggerin-gozunden/inci-ozay-hatipoglu-tum-yazilari/bayram-sofrasi-dedigin-boyle-olur.aspx )

Tatlı – Sert Şehir; Tiflis

Dışarıdan baktığında darmadağınık gözüktüğü halde, kendi içinde düzeni olan çalışma masaları vardır. Defterler, defter üstünedir. Kitaplar, masa muhafızları gibi köşelere yığılmış, kalemler başıboş kalmışçasına etrafa saçılmıştır. Çay bardakları ile kahve fincanları, bilgisayara yakın bir yerlerde toplaşmış, kendi aralarında fiskos halindedir. Uzaktan bakan pek anlamasa da, masa sahibi için huzurlu bir alandır burası. Bir oturdun mu yerinden kalkmak bilmeyeceğin ve hatta başını kaldırmak dahi istemeyeceğin, karma karışık ama huzur dolu, yaşayan ama bir o kadar da dingin bir köşe. Kulağa biraz garip gelse de, Gürcistan’ın başkenti Tiflis’in bende yarattığı hissiyat, işte tam da o masa sahibi ile aynı duygu olduğunu söyleyebilirim. Alt alta üst üste gibi gözükse de, mıknatıs gibi kendine çeken bir enerjisi var şehrin. Defalarca gitsem bıkmayacağım, kendine has, tabir -i caizse tatlı-sert bir şehir Tiflis. Yazının devamı: http://uludagpremium.com/bloggerin-gozunden/inci-ozay-hatipoglu-tum-yazilari/tatli-sert-sehir-tiflis.aspx

Bahanem Var Sayın Sevgili:Çikolata İstiyorum!

Şubat ayının en güzel bahanesi Sevgililer Günü… Bana çikolata yemeye bahane olsun, yoksa elbette Sevgililer Günü’nü tek güne sığdırma gibi bir derdim yok. Deliye her gün bayram misali, kalbi sevgi dolu olan herkese her gün sevgililer günü elbette… Peki ama içi çikolata dolu bir kutuya sevinmeyecek kaç kişi vardır aramızda? Geçtim tadını, bana kokusu bile yeter. Her ne kadar bir Sevgililer Günü’nü daha ardımızda bırakmış olsak da, bahane bu ya, gelin konumuzu çikolataya bağlayalım. Anavatanı Meksika olan Kakao ağacının meyve tohumlarından yapılan çikolata, geçmişi çok eskilere dayanan bir gıdadır… Yazının devamı ve çikolata tarifi için; http://uludagpremium.com/bloggerin-gozunden/inci-ozay-hatipoglu-tum-yazilari/bahanem-var-sayin-sevgili-cikolata-istiyorum.aspx    

Narenciyeli Somon Tartare

Her çeşit narenciyeyi yemeklerde kullanmayı çok seviyorum. Özellikle de deniz mahsullerinde. Portakal, mandalina ya da limon olsun, tüm narenciye çeşitlerini su ürünlerine çok yakıştırıyorum. Izgara edilmiş balık üzerine limon sıkmaktan söz etmiyorum elbette. Hatta kanımca pişmiş balık üzerine limon sıkmak, güzelim balığa yapılabilecek en kötü muamele olacaktır. Has dokunuş, narenciyeleri pişmeden evvel kullanmaktır. Zira narenciyelerin içindeki meyve asidi, özellikle yağlı deniz mahsulleri ile dengelenecek ve pişme esnasında hoş bir aroma bırakacaktır. Pişirme işlemi için illaki bir ısı kaynağına da ihtiyacınız yok; yalnızca tuz ve meyve asidi ile hem sağlıklı hem de leziz yemekler yapmak mümkün. Tıpkı az sonra paylaşacağım, Narenciyeli Somon Tartare tarifinde olduğu gibi. En yağlı balık çeşitlerinden biri olan somon balığı, neredeyse her türlü tarife yakışan son derece lezzetli bir balıktır. Köftesi, fümesi, basitçe ızgara yapılmış hali mi desem, yoksa fırında portakalla pişmişi mi?.. Hepsinin lezzeti ayrı güzel…Somon pişirirken dikkat edilmesi gereken en önemli kural balığı fazla pişirip, kurutmamaktır. Ben somon balığının en çok tartare halini seviyorum. Son derece basit ama bir o kadar zor yapılmış gibi duran bu yemeği, siz de davetlerinizde …

Limonlu Tart

Bugün oldukça basit, sadece biraz zaman alan (olsun o kadar), mis kokulu bir tarifim var. Ayrıca bu sefer lafı da fazla uzatmadan tarife geçiyor, sizlere şimdiden afiyetler olsun diyorum. Unu elekten geçirdim, tuz ile birlikte tezgaha yaydım. Yuvarlak bir havuz yaparak, unun ortasını açtım. Oda sıcaklığında yumuşamış tereyağını küp küp kesip, unun ortasına yumurta sarıları ve şeker ile birlikte koydum. Unu, dışarıdan içeriye doğru hareket ederek tüm malzemeye yedirdim. Pürüzsüz bir hamur elde edene kadar bu işleme devam ettim.Elde ettiğim hamuru streç filme sarıp, 3 saat buzdolabında beklettim. Hamur buzdolabında iken tartın iç malzemesini hazırladım: Yumurtaları ve yumurta sarısını şeker ile, krema kıvamına gelinceye kadar çırptım. İyice çırpılmış yumurta ve şeker karışımına krema, limon suyu, limon kabukları ve vanilya özünü ilave ettim. Tüm malzemeyi iyice birbirine yedirdikten sonra, üzerini kapatıp buzdolabına aldım. Tart hamurunu buzdolabından alıp, hafifçe un serpilmiş bir yüzeyde merdane yardımıyla hamuru açtım. Açtığım hamuru dikkatli bir şekilde tart kalıbına yerleştirdim. Hamurun kalıptan taşan kısımlarını kestim. Hamurun üzerine yağlı fırın kağıdı serip, üzerine ağırlık yapması için kuru nohut koydum. Bu şekilde önceden ısıtılmış …

Portakallı Tavuk

Kümes hayvanlarına portakal kadar çok yakışan, az meyve vardır sanırım. Bugün herkesin evinde kolaylıkla yapabileceği bir tarif vermek istiyorum. Her yerde kolaylıkla bulunabilen malzemeler ile yapabileceğiniz Uzakdoğu çağrışımlı, leziz mi leziz bir yemek; Portakallı Tavuk But ve yanında Basmati Pirinci. Tarife önce marinasyon ile başladım. Soya sosu, bal, susam yağı ve portakal suyunu incecik kestiğim acı biber, sarımsak ve taze zencefil ile karıştırıp bir sos hazırladım. Kemiksiz tavuk kalçalarını hazırladığım bu sosa yatırıp, buzdolabında en az 3 saat kalacak şekilde beklettim. Üç saatin sonunda tavukları buzdolabından çıkarıp oda sıcaklığında 15 dakika beklettim. Bu esnada tavaya susam yağı koyup, ocağın altını açtım. Isınan tavaya tavukları koyup, alt üst iyice pişirdim. Tavukları pişmelerine yakın ocaktan alıp, kesme tahtasına koydum ve üç santim kalınlığında uzun şeritler halinde kestim. Dilimlediğim tavuk şeritlerini sıcak tavaya geri koydum ve iyice pişmelerini sağladım. Öte yanda başka bir tavada susam ve yer fıstıklarını kavurdum. Hazır olan tavukları buharda pişirdiğim Basmati Pirinci Pilavı üzerine yerleştirdim. Üzerine bolca kavrulmuş susam ve yer fıstığı, yanına da bir dilim portakal ilave edip servise hazır hale getirdim. Not …

Bal Kabaklı Biscotti

Bal kabağı bu, öyle bir tarifle bitmez! ‘’Çorbasını yap’’ (yaptım), ‘’Üzerine zeytinyağı, deniz tuzu az da adaçayı koyup ver fırına’’ (hay hay), baktım hala bitmedi ‘’Bir de biscotti olarak yap’’ dedim kendime; e yaptım tabii… Öncelikle bal kabaklarını haşlayıp, püre haline getirdim. İçine toz tarçın ve muskat rendeleyip soğuması için kenara kaldırdım. Önceden erittiğim tereyağını, pudra şekeri ve yumurta ile krema kıvamına gelinceye kadar çırptım. Kuru hurmaların çekirdeklerini çıkartıp, küçük küçük doğradım ve soğuyan bal kabağı püresi ile birlikte, yumurtalı karışıma ilave ettim. Tüm malzemeleri iyice birbirine yedirdim. Bir parça tuz ve karbonatla karıştırdığım unu, bal kabağı karışımına yedirip yumuşak bir hamur elde ettim. Hamuru iki eşit parçaya bölüp, baget ekmek gibi şekil verdim. Fırın kağıdı koyduğum tepsiye yerleştirdiğim hamurları önceden ısıttığım 180C derecelik fırında 20 dakika pişirdim. 20 dakikanın sonunda fırını 160C dereceye düşürdüm. Tepsiyi fırından çıkarıp, hamurları 2 santim kalınlığında dilimledim ve bu şekilde 20 dakika daha pişirdim. İyice sertleşip, güzelce pişen biscottileri fırından çıkarıp, ılınması için beklettim. Ne diyeyim; bal kabağı sevenler bence bir denesin. Not 1: Hazır konusu açılmışken eski tariflerimden …