Hakkımda

Adım İnci; 1980 yılının Bağbozumu zamanı dünyaya gelmişim. Gezer, tadar, anında tarifler, hiç üşenmez yaparım. Keşifler yapmayı, fotoğraf çekmeyi, uzun uzun yürümeyi, şekersiz kahveyi, turşu kurup reçel yapmayı, zeytinyağına ekmek banmayı, her tür baharatı, ot toplamayı, lakerdayı, kedilerle oynamayı, köpeklerle takla atmayı,dağlara tırmanmayı, denizde yüzmeyi çok severim.

Sinema-TV (istanbul Bilgi Üniversitesi) üzeri Gastronomi ve Mutfak Sanatları (Johnson & Wales University-ABD) okumuş bir aşçı, kendi çapında yazar ve iptidai romantik biriyim. Gönülden Slow Food üyesi bir doğa aşığıyım. Ve iyi ki yoga var, şükür ki yoginiyim diyorum:)

Unutmadan Mastori; eski İstanbul meyhanelerinde içki-meze akışını yöneten kişi demek.

İnci Özay Hatipoğlu / Son Mastori


 

Yenilendim! Uzun bir süreç esasında bu. Hop dedin mi olmuyor. Bugün ne on sene evvel ki benim, ne de bir ay evvel ki… Yaşananlar, hayatıma girip çıkanlar, selam verip geçenler, mıh gibi gönlüme kazınanlar, onlar bunlar şunlar… Acı / tatlı hepsiyle beslendim. Belki de bu sayede, özüme doğru yol almaya başladım. Bu değişim, Son Mastori mutfağına da yansıyacaktı elbet. Esasında Son Mastori’yi açtığımdan beri temel hep felsefe aynı. Fakat, zaman zaman bunu, çok da iyi bir biçimde yansıtamadığımın farkına vardım. Kırıntının dahi ziyan olmadığı, artan bir yemeğin birkaç farklı yemeğe birden dönüştüğü bu tariflere; Geri Kazanım Tarifler adını taktım. Son Mastori Geri Kazanım Mutfağı!

Aşırı süslü, yapay yemeklerden, sadece lezzete ve görüntüye önem verilmesinden, yıldızlardan puanlardan, kış günü yenen çileklerden öylesine sıkıldım ki… Doğal kaynaklar hunharca tüketilir oldu, denizlerde neredeyse balık kalmadı, koca koca fabrikalarda ‘’köy’’ bilmem nesi adı ile bilumum gıda maddesi üretilir oldu, o zaman akan sular durdu… En başından beri malzemenin öneminden bahsettim durdum; mevsiminde gerçek gıda yemek ne kadar önemli ise, o gıdanın çevre ile ilişkisi daha da önemli.

Ne kadar lezzetli olursa olsun, yumurtalarını bırakacak kadar büyümemiş, soyu tükenme tehlikesindeki lüfer yavrusu çinekop ya da sarıkanat yemek barbarlık değil mi? Etsiz pazartesiler ile bir günlüğüne de olsa endüstriyel et yemeye ara vermiyor muyuz? En leziz yeri diye kuzunun pirzolasını küşlemesini yere göğe sığdıramazken, beyin ya da paçasına burun kıvırmak? Bak ne diyorum, hiç birini yapamıyorsan, en basitinden başla; gel o tenceredeki / tabaktaki yemeği dökme, dolapta kalmış bir patates ile kırk gram peynirden ne olur deme, gel birlikte geri kazandıralım!

21.Aralık.2015 /İstanbul

—————————————————————————————————————————————–

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s