Aylar: Ağustos 2016

Lüks Kamp Yapmanın Sırları ve Mangalda Pide

Kamp yapmayı sever misiniz? Ya da en iyisi şöyle sorayım; daha önce hiç kamp yaptınız mı? Ben elime geçen her fırsatta, daha doğrusu yarattığım her fırsatta kamp yapıyorum çünkü doğa ile iç içe olmak, özgür olmak, memnun kalmayınca pılını pırtını toplayıp derhal başka bir yere gidebilmek, gece yıldızlara sarılıp yatmak, sabah kuş sesleri ile uyanmak, yüzünü denizde yıkamak, kamp ateşinde ağır ağır pişen güveçlerin lezzetleri gibi basit ama saymakla bitmez nedenlerden ötürü, kamp yapmaya bayılıyorum… Bunların her biri benim için paha biçilmez zevkler! Devamı için; http://uludagpremium.com/bloggerin-gozunden/inci-ozay-hatipoglu-tum-yazilari/lux-kamp-sirlari.aspx  

”Şimdi Hemen Bir Roze Aç”

Pamukkale Güney Bağları’nda Bir Cumartesi yazımın üzerinden 2 sene geçti https://sonmastori.com/2014/09/30/pamukkale-guney-baglarinda-bir-cumartesi/ ve ben yine, geçtiğimiz Cumartesi bu kez senenin ilk bağ bozumunu yapmak için, Pamukkale Şarapları Güney Bağları’na gittim. Geçtiğimiz 2 seneye bakıyorum da, o gün az çok tanıdığım Selda, kahkahası eksik olmasın çok sevdiğim dostum oldu. Ve Pamukkale Şarapları hala güzel şaraplar yapmaya, Türkiye’yi tanıtmaya ve bölgeyi kalkındırmaya devam ediyor. Güney’de hala yeni doğan 3 oğlan çocuğundan 1’ine Yasin ismi koyuluyor ve hala, en çok Ziraat Mühendisi yeğenler yoruluyor. Bu kez bizimle akşam yemeğine kalamayan Yasin Bey, hala çok güzel türkü söylüyor mu bilemem ama, kendisi hala şakaları ve hoş sohbetiyle etrafını eğlendirmeye devam ediyor. Hala kimse, Selda kadar güzel gülemiyor ve Güney’in susuz domatesleri hala çok ama çok lezzetli… Bu senenin ilk bağ bozumu biraz erken geldi ve 14 Ağustos Pazar günü, Sultaniye üzümleri ile ilk hasat yapıldı. Umarım ayağımız uğurlu gelir de bereketi bol, güzel bir sene olur Pamukkale Şarapları için. Ayrıca bu sene bir yenilik olarak Pamukkale Güney Bağları’nda benim de bir asmam oldu 🙂 aldık elimize tebeşirleri yazdık tahtalara isimlerimizi, …

Pekmezli İncirli Lor Peyniri

Sıcak yaz günlerinin, uzun kahvaltılarına yaraşır kıymette, çarçabuk hazırlayıp afiyetle yiyebileceğiniz bir tarifim var: Pekmezli İncirli Lor Peyniri. İncirin en bol, en güzel olduğu bu günlerde, kendimi incir yemekten alıkoyamıyorum.Aydın’ı olsun, Kavak’ı olsun fark etmiyor, hepsi birbirinden kokulu ve lezzetli. Başlı başına çok sevdiğim bir meyve olmakla birlikte, farklı malzemeler ile kullanmayı da çok seviyorum. Özellikle de peynirlerle! Hele bir de keçi peyniri ise, of ki ne of… Bu kez peynirlerden en hafifini seçip, kaymak kokulu taze lor peyniri üzerine dilimledim. Üzerine de az miktarda, hiç şeker kullanılmadan yapılmış üzüm pekmezi gezdirdim. Yanında ceviz ve sade kahve. İşte o kadar… Not: Ben bu sefer lor peynirini hazır satın aldım. Ama ara sıra yaptığım çok kolay bir tarifim var; Süte tuz katıp tencereye alıyorum. Ocağın altını yakıp 80 dereceyi geçmeyecek şekilde (termometre kullanmak gerekiyor) ara ara karıştırarak ısıtıyorum. Sütün üzeri ince bir kaymak tabakası tutunca ocaktan alıyorum. İçine elma sirkesi ilave edip, 1 dakika kadar karıştırıyorum. Oda sıcaklığında 2.5 saat bekletiyorum. Daha sonra bir tel süzgeç içine tülbent yerleştirip, kesilen sütün parçalarını bu beze yerleştiriyorum. Bezin …

Bangkok’da Yemek Sokakta Yenir

Süslü püslü tapınakları, güler yüzlü, kibar ve sakin insanları, üç tekerlekli motorsikletten bozma, renk cümbüşü tuk tuk taksileri, iç içe geçmiş evleri ve yaşamları, oldukça pis sokakları, ekmek fırınından hallice sıcağı, nemi, budist rahipleri, kaplanları, kobraları, masaj salonları, envai çeşit nefis meyveleri, iyi ve kötü ruhları, uzun apartmanları, tenekeden yapılma gecekonduları, kalabalığı, gürültüsü, keşmekeşi, gece hayatı, her türlü garipliği ve tüm bunlara tezat tuhaf biçimde dingin enerjisi ile Bangkok, hiç şüphesiz ki Uzakdoğu’nun en ilgi çeken şehirlerinden biri. Sokakta sebze meyve doğrayanlar, küçücük kömür ızgaralarında şişlere geçirilmiş balık-tavuk-ahtapot ya da dana yapanlar, vog tavada harıl harıl Tayland’a özgü bir erişte yemeği olan; pad thai karıştıranlar, sıra sıra dizilmiş rengarenk plastik masa ve taburelerde yemek yiyenler, bulaşık yıkayanlar, karnı doyanlar, biberi fazla kaçırıp acıdan ağlayanlar (bkz: Ben), meyve yemekten elleri yapış yapış olanlar (bkz: Yine Ben)… Tüm bunlar Bangkok için son derece sıradan ve olağan görüntüler. Bangkok’da yemek, sokaklarda pişiyor ve sokaklarda yeniyor. Evlerde yemek yapan yok(muş). Öyle ki, bazı evlerde mutfak bile yok(muş). Hijyen konusunda hassas olanlar için sokakta yemek çoğu zaman korkutucu olsa da, …

Duymayan Kalmasın

Güzel bir haberim var: Uludağ Premium Doğal Maden Suyu ve Premium Doğal Kaynak Suyu web sitesi olan; http://www.uludagpremium.com adresi açıldı. Ben de bundan böyle her ay; gastronomi, değişik tarifler ve yemek kültürü yazılarımla, UludagPremium.com adresinde; Blogger’ın Gözünden Bölümünde yer alacağım. İlk yazım, geçtiğimiz Mayıs ayında Kapadokya’da düzenlenen, Cappadox Festivali hakkında oldu. Festivalde neler yendi, neler içildi, hangi etkinlik arası mekik dokundu, önümüzdeki sene Cappadox’u neden kaçırmamak lazım gibi soruları merak edenler için, eşsiz Kapadokya manzaraları eşliğinde, ‘’Çok Yaşa Cappadox’’ yazımı buradan okuyabilirsiniz; http://uludagpremium.com/bloggerin-gozunden/inci-ozay-hatipoglu-tum-yazilari/cappadox.aspx

Zencefilli Bamya Turşusu

Bamya turşusu en sevdiğim turşulardandır. Kütür kütür, ekşimtrak bol lezzetli bu turşuyu yemeye doyamam. Özellikle içki yanında, kavrulmuş badem ile birlikte enfes olur. Bamyaların en güzel zamanları olan şu günlerde bolca alıp, kış için kurmak lazım. Önümüzdeki günlerde bununla ilgili çalışmaya başlayacağım. Ama öncesinde, iki günde hazır olacak yeni bir deneme yaptım. Karamelize soğanlı fırında bamya yemeği (https://sonmastori.com/2014/07/18/karamelize-bamya/ ) yapmak için aldığım bamyalar içinden en iri olanları seçtim.  İyice yıkayıp kenara koydum. Bir kavanoza; deniz tuzu, tane kişniş, rende taze zencefil, bal, elma sirkesi ve ılık su koyup, tuz eriyinceye kadar karıştırdım. İçine seçmiş olduğum iri bamyaları koyup, kavanozun kapağını kapattım. Kavanozu iyice çalkalayıp, 2 gün sonra görüşmek üzere buzdolabına kaldırdım. Malzemeler: 1 tatlı kaşığı tane kişniş 1 tatlı kaşığı taze zencefil (rende) 1 tatlı kaşığı bal 2 tatlı kaşığı tuz 4 tatlı kaşığı elma sirkesi 8 tatlı kaşığı ılık su 1 avuçtan biraz fazla bamya

Ballı Künefe

Geleneksel tatlılar içinde en çok künefeyi severim. Doğrusu oturup da, tek başıma bir porsiyon bitirmişliğim yoktur ama, az şerbetli ve pişkin oldu mu tadından yenmez. Kırk yılın başı bir kaçamak yapıp, iki üç çatal yediğim künefeye alternatif, tüy gibi hafif bir tatlı yaptım bu sefer. Üstelik her zaman olduğu gibi, bu tatlıda da rafine şeker kullanmadım. Ve tüm işlem yalnızca 10 dakika sürdü. Öncelikle 10 cm.lik tavayı zeytinyağladım. Bir avuç aldığım taze tel kadayıfı, yağladığım tavaya yaydım. Üzerine tiftiklediğim dil peynirini koydum. Bir avuç daha tel kadayıf alıp, peynirlerin üzerini güzelce kapattım. Ocağın altını açıp, kadayıfı pişirmeye başladım. Bu esnada kıvamı tam tutturabilmek için ocağın altını zaman zaman açtım, zaman zaman da kıstım. Bir tarafı nar gibi kızarınca, diğer tarafı pişirdim. Çevirme işlemini bir kere daha tekrar edip, dil peynirinin iyice erimesine müsade ettim. Bu şekilde, her iki tarafı da kızaran kadayıfı servis tabağına aktardım. Üzerine bal döküp, bir ferahlık versin diye ince kıydığım nane yapraklarını da ilave ederek bekletmeden servis ettim. Malzemeler 2 avuç tel kadayıf 1 büyük dilim dil peyniri (100 gr kadar) …