Aylar: Ekim 2015

Fırında Bal Kabağı

Zamanı geldi gelmesine de, ben hala dişime göre bir bal kabağı bulamadım. Fakat, kendisini canım fena halde çekiyor. Hal böyle olunca, içlerinden en fena değilini aldım. Tatlısına, sinkontasına, çorbasına daha var dedim, sufle benzerini yaptım. Öncelikle bal kabaklarını gelişi güzel kestim. Yumuşayıncaya kadar tuzlu suda haşladım. Haşlamak yerine, üzerine zeytinyağı döküp, yumuşayana kadar fırında pişirebilirsiniz. Yumuşayan kabakları sudan çıkartıp, zeytinyağı ve az tuz ile püre yaptım. Öte yandan peyniri rendeledim. Ben bu tarif için manchego peyniri kullandım. İspanyol koyun peyniri olan manchego, oldukça yoğun tat ve aromaya sahiptir. Ben son gittiğim Madrid dönüşü, oradan aldım. Türkiye’de şarküterilerde bulunuyor ancak çok pahalıya satılıyor. Almak istemezseniz ya da bulamazsanız, Manchego yerine eski kaşar kullanabilirsiniz. Ama şöyle damağı yakan cinsinden olsun. Bal kabağı püresine rendelediğim peyniri de ilave edip karıştırmaya devam ettim. Ayrı bir kapta yumurtaları kırıp, çırptım. Çırpılmış yumurtaları ve karabiberi püreye ilave edip karıştırdım. Küçük boy, fırına dayanıklı kapları zeytinyağlayıp, bal kabaklarını eşit miktarda dağıttım. Önceden ısıttığım, 200 derecelik fırında 15 dakika pişirdim. Fırından çıkar çıkmaz sıcak servis ettim. Not 1: Fırından kocaman kabararak çıkacak. Ne …

Bol Baharatlı Yeşil Mercimek

LetsGoDergi için Bangkok yazılarımı yazıyorum. Yazdıkça ve fotoğrafları kurguladıkça canım Thai yemeği çekiyor. Her yemeğe acı koymak, misket limonu sıkmak hatta hindistancevizi sütüne ekmek banmak istiyorum. Gözüm döndü adeta! Anlayacağınız, buralarda bir müddet Tayland esintisi yaşayacağız. İlk olarak çok basit, herkesin kolaylıkla bulabileceği malzemeler ile evinde paldır küldür yapabileceği bir tarifim var. Benzer bir tarifi daha evvel paylaşmıştım ama o sefer ki daha Hint vari idi. Bu sefer ufak tefek detaylarla Tayland’a yaklaştı. Öncelikle kırmızı soğanları dörde bölüp az zeytinyağında hafifçe karamelize ettim. Küp küp doğradığım domates ile bir diş sarımsağı soğanlara ilave ettim. Hafifçe kavurup ocağın altını kıstım. Tüm baharatları ve yeşil mercimekleri koyup, baharatlar kokusunu yayıncaya kadar kavurdum. Üzerine su ve hindistancevizi sütü ilave edip, tencerenin kapağını kapattım. Mercimekler pişmeye yakın yemeğe 1 çay bardağı demli çay ve tuz koydum. Mercimekler iyice pişip yoğun bir hal aldıktan sonra ocağın altını kapattım. Yemeğin içinden kakuleleri çıkarttım. Taze kişniş ve taze tarhun otlarını koyup, 10 dakika demlendirdim. Not 1: Yanına buharda pişmiş pirinç pilavı ya da naan ekmeği çok yakışacaktır. Naan ekmeği tarifi için; https://sonmastori.com/2013/10/22/naan-ekmegi/

Bu Mutfakta Yemek Atılmaz / Tavuklu Acı Karides Köftesi

Mevsimi geldi, neyin mi?.. Şöyle güzel terbiyeli, bol limonlu, şehriyeli tavuk suyu çorbasının. Ama öyle her tavukla olmaz. Özenle paketlenmiş, minicik, antibiyotik tavukları ile hiç olmaz. Kasabınızdan aldınığınız, güvendiğiniz gerçek köy tavuğu ile olur. Kaynat kaynat, pişmek bilmez. Ama oldu mu da nefis olur, soğuk algınlığına şifa olur. Fakat koca tavuk tabi, kalabalık bir aile değilseniz, aynı tavuk günlerce ye bitmez, malum papaz da her gün pilav yemez… Buyurun o zaman artan tavuktan yeni tarif! Doğrusu artan tavuğun artığından yeni tarif. Evet ilk gün tavuk suyu çorbası oldu ve içine bir miktar et didikledim. Ertesi gün tüm tavuğu kemiklerinden ayırdım. Karamelize soğan ve kestane mantarı azıcık da krema ile başlı başına bir yemek oldu. Son gün ise karidesli köftelerim için harç oldu. Uzun zamandır takip edenler bilir; benim mutfağımdan yemek atılmaz, hergün bambaşka değerlenir. Böyle böyle sofra zenginleşir, bereketi artar! Benim de paylaşmayı en sevdiğim tariflerim artık değerlendirme olanlar, zira herkese ulaşsın, fikir versin, ilham versin istiyorum. Yemekler atılmasın, ziyan olmasın. Biraz düşünmek yeter, esasında hiç de zor değil… Tarifime gelince, öncelikle karidesleri ayıklayıp yıkadım. …

”Yeryüzünde Cennet”

Kuzey Trakya’da Lüleburgaz’a bağlı Hamitabat köyünde bulunan Arcadia Bağlarına yıllar evvel ilk gittiğimde hayran kalmıştım; bağlara, üzümlere, üretime, sahiplerine, şaraplara, doğaya, toprağa, coğrafyaya… Kısa zamanda en sevdiğim yerli şarap üreticilerinden biri oldu Arcadia. Özellikle beyazları ve zarif roze şarapları ile muhteşem yemek uyumları yaptım. Türkiye’de başka üreticede bulunmayan Sauvignon Gris üzümü tadımlarımın baş tacı oldu bir dönem. Arcadia sürdürülebilir bağcılık ve şato tarzı üretimi, manipüle edilmemiş şarapları ile kısa zamanda sadece Trakya ve Türkiye’de değil, yurtdışında şarap dünyasında tanınır hale geldi. Ta ilk zamandan belli idi; bağ arazisinin hemen yanıbaşına Gastronomi ve Bağ Oteli açma projesi. Ama öyle bir otel ki, değil doğadan kopmak, hiç bir şekilde doğanın önüne geçmesin. Mutfağında bahçenin meyveleri, bostanın sebzeleri olsun.Eti,sütü yağı mis gibi Trakya kuzusu, oğlağı olsun. Şaraplara uyumlu yemekler, menüler yapılsın. Dalından koparılmış domates beş dakika bile beklemeden sofraya gelsin. Reçeller bahçenin vişnelerinden, ahlatlarından yapılsın. Balı, yumurtası, patlıcanı, biberi her neyi varsa işte, hem lezzetli hem de binbir şifalı bahçeden olsun… İşte böyle bir yer Bakucha Vineyard Hotel & Spa. Ve evet açıldı! Hem de anlattıklarımın azı yok, …